Bugün
Anıtkabir
Özel Defterini
İmzaladınız
mı?

Anasayfa

Neden "Bilge Önder Atatürk"?

e-Posta Yazdır PDF
(7 oy, ortalama 5.00 (5 üzerinden))


Neden "Bilge Önder Atatürk"? İzmir, 17 Ekim 2014

Genelde kullanılan “Ulu” ve “Yüce” gibi sözcükler, tek tanrılı dinlerde tanrıya verilen sanlardan olup, metafizik çağrışımlar yapmakta ve Atatürk’ün, insan üstü bir güç olarak algılanmasına yol açabilmektedir. Oysa Atatürk, aklın ve bilimin rehberliğinde sürdürdüğü yaşamını “yüreklilik, yurtseverlik, adil olma, insan sevgisi, barışçılık“ gibi üst düzeydeki erdemlerle süslemiş olan bir bilge insandır. Atatürk’ün kişilik özelliklerinin doğal bir sonucu olan bu nitelikler: ona, ayrıcalıklı bir konum sağlamakta ve fikirleri ile sonsuza kadar yaşayacak olan bir lider profili oluşturmaktadır. Bu nedenle Atamızı “Bilge Önder” olarak nitelemeyi öneriyorum.

Bu noktada, İTÜ İnşaat Fakültesi’nde öğrenci olduğum 1968 yılına ait bir anımı paylaşmak isterim. “Mustafa Kemal Atatürk” konulu bir yazımı, bu amaçlar için hazırlanmış olan panoda paylaşmıştım. “Bilge Önder”in düşünce ve eylemlerinden yola çıkarak Türkiye’nin güncel durumunu ve geleceğini değerlendirdiğim bu yazıda, o günün koşulları içinde “IN” olan ve aslında benim de saygı duyduğum Lenin, Stalin, Mao gibi devrimci liderlerin görüşlerinden söz etmemiş olmamı, bir grup arkadaşım değişik ağırlıklarda sözcüklerle eleştirmişlerdi. Geçen süreç içinde Ata’mızın “IN” olmayı sürdürmesi ve bu durumun sonsuzluğa kadar süreceğine olan güvenim, bu öyküyü yaşamımın onur veren bir anısı olarak taçlandırıyor.

Bu güven duygusunun temelini oluşturan Atatürk, çağdaş bir Türkiye yaratmıştır. Bu Türkiye, aklın ve bilimin verilerine göre ve çağın gereksinmeleri doğrultusunda kurgulanmıştır. Ulusal bağımsızlığımızı ağır bedeller ödeyerek kazandığımız bu süreçte, bağnazlık ve doğmaya yer yoktur. Aydınlanma, bütün ışıkları ile toplumu aydınlatmalı; akıl ve bilim, yaşamın her alanında egemen olmalıdır. Atatürk, Ortadoğu toplumları içinde kendi ulusuna önderlik ederek bu hedeflere yürüyen tek liderdir.

Bir başka anımı anlatarak sürdürmek istiyorum konuşmamı. 80’li yıllarda o sırada görev yaptığım Dokuz Eylül Üniversitesi’nin Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü’ne ait K. Piri Reis Araştırma Gemisi ile Mısır, Libya ve Cezayir’i kapsayan bir inceleme gezisi yapmıştık. Dönüşümde bir grup arkadaşım, gezi anılarımı bir toplantıda paylaşmamı istemişlerdi. Yaşadığım olaylar ile kişisel gözlem ve izlenimlerden oluşan bu konuşmamın sonunda, bir arkadaşlarım: bu ülkelerle Türkiye arasındaki farkı sormuştu. Yanıtım kısa ve netti: “ATATÜRK”.

Atatürk, Türk Milleti’nin her zaman gereksinme duyacağı bir düşünce sisteminin yaratıcısı olarak sonsuza dek önemini koruyacaktır. 20. Yüzyıl içinde, pek çok toplumda, değişik düşünce biçimleri, ideolojiler ve doktrinler ortaya çıkmıştır. Almanya’da Nazizm, İtalya ve İspanya’da Faşizm, Rusya’da Komünizm ve daha pek çok ideoloji son yüzyılda pek çok toplumda etkili olmuş ve uygulamaya konulmuştur. Ama bunların hiç biri, Atatürk düşüncesi gibi süreklilik sağlayamamıştır. Atatürk düşüncesini kalıcı ve ayrıcalıklı kılan en temel özellik, “Bilge Önder”in Türk ulusunun gerçeklerinden yola çıkmasından ve uygarlığın ortaya koyduğu çağdaş değerlerle kucaklaşmasından kaynaklanmaktadır. Bu düşünce sisteminde: çağdaş değerlerin tersine bir yöneliş yoktur; aksine, çağın gereksinmelerine karşılık veremeyen Türk İnsanı’nı, bulunduğu geri kalmışlıktan kurtararak, ona yepyeni bir yaşam tarzının sağlanması ve düşünce biçiminin benimsetilmesi hedeflenmektedir.

Türkiye, Atatürk önderliğinde sürdürülen savaşım sonucunda bağımsızlığını kazanmış ve Atatürk düşüncesinin ürünü olan devrimler ile çağdaş uygarlığa erişme şansını yakalamıştır. Şöyle ki: söz konusu bu savaşım olmasaydı, bugünün Türkiye’si bambaşka bir noktada bulunurdu. Türkiye ne Müslüman dünyasında eşi görülmeyen bir biçimde parlar, ne de tüm dünyanın düşlediği ve Türk politikacılarının - uygulamasalar bile - sözünü etmekten çok hoşlandıkları demokrasi rejiminin yanına yaklaşmış olabilirdi.

Tüm bu olumlu gelişmelere karşın: Türkiye, bugün büyük bir dönemeçte, zor koşulların baskısı altındadır ve bu noktada yeni bir KURTULUŞ SAVAŞI vermek zorundadır. Türkiye’nin önünde iki ayrı yol vardır. Türkiye ya – güncel yöneticilerin hilafet özlemlerini gerçekleştirmek amacıyla - Üçüncü Dünya ülkelerinden oluşan gruba kayacak; ya da – ebedi liderimiz Bilge Önder'in yolunda - çağdaş demokratik bir yapı içinde küresel rekabet standartlarını yakalayarak, uygar dünyada yerini alacaktır.

Türkiye, “Bilge Önder Mustafa Kemal Atatürk”ün vizyonuna uygun stratejilerin uygulanması sonucunda çağın standartlarını yakaladığı zaman hedefe ulaşılacaktır ve o zaman şu sözün gerçek hakkını vermiş olacağız: “NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE”.

Prof.Dr. Adnan AKYARLI




 

Kímler Sítede

Şuanda 117 konuk çevrimiçi

İstatístíkler

Üyeler : 15345
Onaylanan Yazı : 2637
İçerik Tıklama Görünümü : 12050803